Ana içeriğe atla

Sessizliğin Dili: "Sen" Deyip Susmanın Anlamı

Telefonunda bir mesaj yazmaya başlayan birini düşünün. Ekranda yalnızca tek kelime var: "Sen..." İmleç yanıp söner. Parmaklar bir an havada kalır, sonra kelime harf harf silinir ve telefon ekranı kararır. Oysa o tek kelimenin arkasında anlatılacak koca bir yıl, belki bir ömür vardı. Sessizliğin dili tam da burada, yazılıp silinen o kelimede başlar.

Hiç birine söyleyecek çok şeyiniz olduğu hâlde, yalnızca onun adını anıp sustuğunuz oldu mu?

Bir Kelimenin İçine Sığan Koca Bir Hikâye

Dilbilgisi kitaplarında "sen" sıradan bir zamirdir. Hayatta ise bazı insanlar için bu kelime sıradanlıktan çok uzaktır. Çünkü "sen" dediğimiz kişi, kalabalığın içinden ayrılıp hafızamızda kendine ayrı bir oda açmış olandır.

O odada bir gülüş durur, bir yürüyüş biçimi, belirli bir saatte çalan bir telefon, birlikte sustuğumuz akşamlar. Kelime ağzımıza geldiğinde bu odanın kapısı kendiliğinden aralanır. Biz tek heceyi söylemişizdir ama içeriden bütün yaşananlar dışarı taşmıştır.

İnsanların gündelik hayatta yaşadığı sessizlikler ve dile getirilemeyen duygular üzerine daha önce sessizliğin hayatımızdaki yeri hakkında yazmıştık. Bu yazıda sessizliğin daha dar ve daha yakıcı bir hâline bakıyoruz: tek bir kişiye yöneltilmiş ama tamamlanamamış cümlelere.

Bazen insanın söylemek istediği şeyin tamamı, karşısındaki kişinin kim olduğunda saklıdır. Bu yüzden ona söyleyeceğimiz şey, cümleden önce onun adında bitmiş olur.

İnsan Neden "Sen" Deyip Susar?

Aynı sessizliğin altında çok farklı duygular yatabilir. Dışarıdan hepsi aynı görünür: yarım bir cümle, boş bir bakış, kapanan bir telefon. İçeride ise her biri başka bir hikâyedir.

Özlem: Söylemek İsteyip Söyleyememek

Uzakta olan ya da artık hayatımızda bulunmayan birini özlemek, söylenecek sözleri biriktirir. Ne kadar uzun zaman geçerse geçsin, o kişiyle karşılaştığımızı hayal ettiğimizde dilimiz yine aynı yerde düğümlenir.

Çünkü özlem, söze dökülünce küçülür gibi gelir. Bir cümleye sığdırmaya çalıştığımız şey, cümleden hep daha büyüktür.

Kırgınlık: Konuşursam Daha Çok Acıyacak

Kimi zaman susarız, çünkü anlaşılmayacağımızı düşünürüz. Anlatmak yerine içimize atarız. "Söylesem ne değişecek ki?" sorusu, zamanla bir savunma duvarına dönüşür.

Ancak kırgınlık dile gelmediğinde yok olmaz. Sadece sessizce yer değiştirir ve ilişkinin her köşesine yayılır.

Korku: Ya Aynı Duyguyu Hissetmiyorsa?

Bir insanın adını anıp susmasının en insani nedenlerinden biri korkudur. Karşılık bulamamak, reddedilmek ya da yanlış anlaşılmak... Söylenmeyen cümle, en azından reddedilemez. Bu yüzden korkan kalp, cevabı bilmemeyi cevabı öğrenmeye tercih edebilir.

Sevgi: Her Duygunun Söze İhtiyacı Olmaması

Bazı sessizlikler gerçekten sevgidir. Bir çay koyarken fark edilen alışkanlık, uzun yürüyüşte konuşmamanın rahatlığı, bakışla anlaşılan bir yorgunluk. Böyle anlarda söz gereksiz bile olabilir.

Yine de bu her zaman geçerli değildir. Sevildiğini bilmek ile sevildiğini duymak ayrı şeylerdir ve çoğu insan ikisine de ihtiyaç duyar.

Gönderilmeyen Mesajlar, Söylenmeyen İtiraflar

Söylenmeyen duygular çoğu zaman çok küçük sahnelerde yaşar. Hepimizin kendi sahnesi vardır:

  • Gece yarısı yazılıp sabaha karşı silinen bir özlem mesajı.
  • Aramak için telefonu eline alıp rehberde o isme gelince durmak.
  • Eski bir fotoğrafla karşılaşıp bir anda geçmişe düşmek.
  • Birinin sesini duymak isteyip bunu kimseye, belki kendine bile söyleyememek.
  • Kalabalıkta onunla göz göze gelip selam vermekten başka hiçbir şey yapamamak.

Bu sahnelerin hiçbirinde büyük bir olay yoktur. Ama içlerinde, söylenmiş olsaydı bir şeyleri değiştirebilecek bütün sözler bekler. Gönderilmeyen mesaj, aslında yazılmış ve sahibine ulaşamamış bir mektuptur.

Gecenin sessizliğinde bu duygular daha da büyür. Özlemin, hatırlamanın ve insanın kendi içine döndüğü anların nasıl şiire dönüştüğünü gecenin sessizliğinde büyüyen duygular yazımızda anlatmıştık. Gönderilmeyen mesajların çoğu da zaten o saatlerde yazılır.

Sessizlik Her Zaman Sevgi Anlamına Gelir mi?

Sessizliği romantikleştirmek kolaydır. Oysa her suskunluk derin bir duygunun işareti değildir. Sessizlik bazen incelik, bazen çekingenlik, bazen kırgınlıktır. Ama bazen de iletişimden kaçmanın, karşı tarafı cezalandırmanın ya da aradaki mesafeyi bilerek açmanın bir yoludur.

Bu ayrımı yapmak önemlidir, çünkü sessizliği sevgi sanan insan, karşısındaki kişinin gerçekte ne hissettiğini hiç öğrenemeyebilir.

Sağlıklı bir ilişkide duygular, incitmeden ama saklamadan söylenebilmelidir.

Her şeyi söylemek zorunda değiliz. Ama en azından önemli olanı, uygun bir zamanda ve saygılı bir dille söyleyebilmek, hem kendimize hem karşımızdakine yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biridir.

İki İnsan Arasında Söylenmeyenlerin Ağırlığı

Söylenmeyen sözler tek başına dururken hafif görünür. Fakat birikmeye başladığında ilişkinin içinde sessiz bir yük oluşturur.

Önce küçük şeyler susulur: "Bugün beni üzdün" demek abartı gibi gelir. Sonra beklentiler dile getirilmez, çünkü "zaten anlamalı" diye düşünülür. Yanlış anlaşılmalar düzeltilmez, çünkü düzeltmek yorucudur. Bir bakmışız, aynı evde oturan iki insan artık aynı dili konuşmuyor.

Birbirini seven iki insanın zamanla konuşamaz hâle gelmesi çoğu zaman bir kavgayla olmaz. Her akşam yutulan küçük bir cümleyle olur.

Bazen bir ilişkiyi bitiren, söylenen kötü sözler değil, zamanında söylenmeyen doğru sözlerdir.

Bazen Bir "Sen" Demek, Her Şeyi Anlatmaya Yeter

Bir insanın hayatımızdaki yeri, büyük olaylardan çok küçük ayrıntılardan oluşur. Birlikte geçen zamandan, paylaşılan anılardan, kimsenin fark etmediği ama bizim hiç unutmadığımız bakışlardan.

İşte bu yüzden "sen" kelimesinin içinde bir gülüş saklanabilir. Yarım kalmış bir veda, hiç gönderilmemiş bir mesaj ya da yıllar sonra bile aynı yerden çalan bir ses de orada olabilir.

Bu kelimeyi duyduğumuzda ya da kendimiz söylediğimizde, anlatılmamış ne varsa bir anda hatırlanır. Her şeyi söylemeye gerek kalmaz, çünkü o kişi her şeyi zaten biliyordur ya da bilmesini isteriz.

Sonuç: Bazı Sessizlikler Hâlâ Birine Söylenir

İnsan bazen birini unutamadığı için değil, ona söyleyemediklerini içinde taşıdığı için susar. Bazı cümleler hiç tamamlanmaz ama insanın içinde yaşamaya devam eder.

Bu sessizliklerin hepsinden kurtulmak zorunda da değiliz. Bazıları bizi o kişiyle, o döneme, o hâlimize bağlar. Önemli olan, sessizliğin bizi esir almasına izin vermeden, ne zaman susup ne zaman konuşacağımızı seçebilmektir.

Belki bugün bir mesajı sonuna kadar yazmak, belki sadece kendimize "Evet, onu özlüyorum" diyebilmek yeterlidir. Bazen ilk adım, sessizliği bozmak değil, onu fark etmektir.

Sizin de içinizde hâlâ yalnızca adını söyleyip sustuğunuz biri var mı?

Sıkça Sorulan Sorular

İnsan sevdiği kişiye neden susar?

Çoğu zaman korku, kırgınlık ya da sözün duyguyu küçülteceği endişesi yüzünden. Reddedilme ihtimali, söylenmemiş bir duyguyu söylenmiş ama karşılıksız kalmış bir duygudan daha katlanılabilir görünür.

Sessizlik bazen sevgiyi anlatır mı?

Evet, anlatabilir. Birbirini iyi tanıyan insanlar arasında bazı anlar sözsüz de tamamdır. Ama sessizlik her zaman sevgi demek değildir. Duyguların zaman zaman açıkça söylenmesi, ilişkiyi sağlam tutar.

Söylenmeyen duygular insanı neden yorar?

Çünkü taşınan her duygu zihinde yer kaplar. Söylenmeyen sözler tekrar tekrar düşünülür, hayalde yeniden kurulur ve çoğu zaman bitmeyen bir iç konuşmaya dönüşür. Bu da zamanla insanı yorar.

Birine söyleyemediklerimizle nasıl baş edebiliriz?

Önce duyguyu adlandırmak iyi bir başlangıçtır. Bazen göndermeyeceğiniz bir mektup yazmak, güvendiğiniz biriyle konuşmak ya da uygun bir zamanda doğrudan söylemek rahatlatır. Her sözün karşı tarafa ulaşması gerekmez, ama hiçbir sözün içimizde sonsuza dek kilitli kalması da gerekmez.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sözlerimin Çatısında Sen Varsın: Sevdanın Dile Gelmeyen Hali

Bazen bir insan öyle derinlere yerleşir ki ruhumuza, ondan bahsetmek için sözcükler yetersiz kalır. İşte tam da o anlarda fark ederiz: Dilimizden dökülen her cümlenin, yüreğimizden taşan her duygunun merkezinde o vardır. Sözlerimin çatısında sen varsın demek, aslında "sen benim her şeyimsin" demenin şiirsel halidir. Sevda Dile Nasıl Sığar? Aşk, insanı konuşturan en güçlü duygudur belki de. Ama garip olan şu ki, ne kadar çok konuşsak da, ne kadar çok kelime sıralasak da sevdayı anlatmak imkansız gibidir. Çünkü aşk, kelimelerden önce gelir; o, sözlerin henüz şekillenmediği bir yerdedir - kalbin en derin köşesinde, düşüncelerin en ilk filizlendiği anda. "Sözlerimin çatısında sen varsın" cümlesi, işte bu imkansız anlatma çabasının en güzel ifadelerinden biri. Sanki sözcükler bir evdir ve o kişi, o evin en tepeye, en görünür yere, en koruyucu bölümüne yerleşmiştir. Her söz onun gölgesinde şekillenir, her cümle onun varlığından izler taşır. Çatı Metaforu ve Aşkın Barınağı...

Üstüme Yapışmış Akşam Saatleri: Zamanın En Gizemli Yolculuğu

Gün batımıyla birlikte başlayan o tuhaf his... Sanki saatler tenimize yapışıyor, içimize işliyor. "Üstüme yapışmış akşam saatleri" sözü, belki de hayatın en şiirsel ifadelerinden biri. Peki bu duyguyu kim yaşamaz ki? Akşam Saatlerinin Büyüsü Akşam, günün en duygusal anıdır. Sabahın telaşı geride kalmış, gecenin sessizliği henüz çökmemiştir. İşte tam bu arada, bir tür limbo halinde kalırız. Güneş batarken gökyüzünde dans eden renkler, içimizdeki fırtınaların yansımasıdır sanki. Bu saatlerde zaman kavramı değişir. Dakikalar yavaşlar, anılar hızlanır. Üstümüze yapışan sadece saatler değildir aslında; geçmişten gelen sesler, yarına dair endişeler, şimdinin ağırlığıdır yapışan. Neden "Yapışma" Hissi? Akşam saatlerinin üstümüze yapışması metaforu, psikolojik bir gerçeği yansıtır. Gün boyu bastırdığımız duygular, akşam karanlığıyla birlikte yüzeye çıkar. İşte o zaman: Yalnızlık daha yalnız hissettirir. Gürültülü şehirler bile sessizleşir kulağımızda. Kalabalıkların ortası...