Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sessizlik Şiiri: Söylenemeyen Özlemin Kalbe Dokunan Dizeleri

Akşamüstü telefonun ekranı yanar ve tanıdık bir isim görürsün. Parmakların klavyenin üstünde bekler. "Nasılsın?" yazarsın, silersin. Yeniden yazarsın, yine silersin. Sonunda telefonu ters çevirip masaya bırakırsın. Dışarıdan bakan hiçbir şey olmadığını sanır, oysa içeride koca bir konuşma yapılmıştır. Yalnızca kimse duymamıştır. Bazı özlemler böyledir. Eski bir fotoğrafın önünde biraz fazla oyalanırsın, yıllar önce birlikte yürüdüğün sokaktan bilerek geçersin, bir mesajı yazıp göndermeden kapatırsın. Bu sessizlik her zaman söyleyecek söz bulamamaktan gelmez. Bazen duygu kelimelerden büyüktür ve dile sığmadığı için içeride kalır. Bir sessizlik şiiri okurken insanın kendi iç sesini duymasının nedeni de budur. Şimdi sekiz dizelik kısacık bir şiire bakalım. Küçük görünür ama içinde uzun bir hikâye saklıdır. Sessizlik Şiiri – Söylenemeyen Duyguların Dili Sessizlik Seni özledim demeden, Gözlerimde yazdım her şeyi. Elimde tutamadım zamanı, Yüreğimde sakladım sevgiyi. G...

Sussun Herkes Şiiri: Yıllarca Susmanın Ardından Gelen İsyan

Bir akşam yemeği sofrasında, kendisini anlatmaya çalışan bir insan düşünün. Tam cümlesinin ortasındayken biri araya girer, bir başkası telefonuna bakar, bir diğeri konuyu değiştirir. İlk seferinde yeniden başlar. İkincisinde cümleyi kısaltır. Üçüncüsünde "boş verin, önemli değil" der. Masa yine neşelenir ama o insanın içinde yarım kalmış bir konuşma sürmektedir. Hiç anlatacak çok şeyiniz olduğu hâlde sustuğunuz oldu mu? Bir insan kaç kez anlaşılmadığını hissettikten sonra konuşmaktan vazgeçer? Yıllarca biriktirilen sözler bir gün nasıl bir çığlığa dönüşür? Sussun Herkes şiiri , tam da bu soruların ortasında duran, Mahmut Koç'a ait sert ve çıplak bir metin. İnsan Neden Susar? Her Sessizliğin Bir Hikâyesi Vardır Sessizlik tek bir şey demek değildir. Kimi zaman karşımızdakini kırmamak için susarız. Kimi zaman büyümesini istemediğimiz bir tartışmayı baştan kapatmak için. Bazen de ne söylersek söyleyelim anlaşılmayacağını düşündüğümüz için. Bir de şu hâl vardır: Söyle...

Öldüğünü Sandığın Gün Tekrar Dirileceksin Şiiri – Mahmut Koç

Yıllardır dinlemediğin bir şarkı, bir markette, bir taksinin radyosunda ansızın çalmaya başlar. Ya da yağmurdan sonra ıslanan toprağın kokusu, eskiden her gün geçtiğin bir sokağı getirir burnuna. Birkaç saniye önce her şey yolundaydı. Alışveriş listeni düşünüyordun, akşam yemeğini, yarınki toplantıyı. Şimdi ise içinde tarif edemediğin bir şey kıpırdanmıştır. Unuttuğunu sandığın bir insanın yüzü, hiç davet edilmemiş bir misafir gibi hafızanın kapısında belirir. Giriş: Bazı Duygular Öldü Sanılır, Oysa Yalnızca Sessizleşmiştir Böyle anlarda hepimiz aynı soruyla karşılaşırız: İnsan gerçekten unutabilir mi? Yıllar geçmiş, hayat başka yönlere akmış, yeni insanlar ve yeni alışkanlıklar gelmiştir. Üstelik "artık geçti" cümlesini defalarca kurmuşuzdur. Peki bitti dediğimiz bir sevgi neden tek bir hatırayla yeniden canlanır? Zaman bazı duyguları gerçekten iyileştirir mi, yoksa yalnızca üzerini mi örter? Bu sorular, Mahmut Koç'un yazdığı Öldüğünü Sandığın Gün Tekrar Dirilece...

Yüreğime Dokunmalısın Şiiri: Anlamak, Sevmek ve Affetmek

Yüreğime Dokunmalısın Şiiri: Anlamak, Sevmek ve Affetmek Bazı konuşmalar daha başlamadan biter. Biri, aylardır içinde taşıdığı bir şeyi nihayet anlatmaya cesaret eder. İlk cümlesini kurar, ikincisinde sesi titrer, üçüncüsüne gelmeden karşısındaki kişi araya girer: "Biliyorum, hep böyle yaparsın." Oysa anlatan kişi daha asıl söyleyeceği şeye gelememiştir. Susar, çünkü anlaşılmayacağını sezmiştir. Sonra akşam yemeği devam eder, kimse bir şey olmamış gibi davranır, ama sözün yarım kalması bir yerde birikir. Bir insanı gerçekten dinlemeden onun hakkında hüküm verebilir miyiz? Birinin ne yaşadığını bilmeden onu suçlamak ne kadar adildir? Sevmek, karşımızdakinin hislerine dokunabilmeyi de gerektirmez mi? Mahmut Koç'un Yüreğime Dokunmalısın şiiri tam bu sorular etrafında dolaşıyor. Şiirin söylediği şey sade: bazen insanın ihtiyacı bir nasihat ya da bir karar değil, kendisini gerçekten anlamaya çalışan bir yürektir. Yüreğime dokunmalısın, Ben olup bakabilmelisin hayata,...

Söylenemeyen Aşk: İmkânsız Birini Sevmenin Sessiz Yarası

Giriş: Bazı İnsanlar Hayatımıza Girmez, İçimizde Kalır Kalabalık bir tren istasyonunda, yürüyen merdivenin tam karşısından geçen bir kadının saçlarından gelen kokuyu fark ediyorsun. Yıllardır aklına gelmeyen bir yüz bir anda gözlerinin önünde beliriyor. Kokunun sahibi o değil, bunu biliyorsun. O artık başka bir şehirde, başka bir hayatta. Yine de bir saniyeliğine yürüyüşün yavaşlıyor, çantanı tutan elin gevşiyor. Sonra herkes gibi merdivenden iniyorsun, kimse hiçbir şey fark etmiyor. İşte imkânsız aşk böyle bir şeydir. Büyük sahnelerle değil, bu tür küçücük anlarla kendini hatırlatır. Aradan yıllar geçse de bir koku, bir ses tonu ya da bir sokak köşesi, hiç yaşanmamış bir hikâyenin bütün ağırlığını yeniden omuzlarımıza bırakır. Bu yüzden kendine şu soruları sorman gerekebilir: Hiç kavuşamayacağını bildiğin birini sevdin mi? Söylemek isteyip de hiçbir zaman söyleyemediğin bir aşkın oldu mu? Bazen bir insanı değil de onunla yaşayabileceğin hayatı özlediğini hissettin mi? Bu yazıd...

Bazı Dizeler İnsan İçin Yazılmaz, İnsan O Dizelere Sığınır

Bazı Dizeler İnsan İçin Yazılmaz, İnsan O Dizelere Sığınır Kalabalık bir otobüste, bir elinde tutunma demiri, diğerinde yarı açık bir kitapla duran birini düşünün. Sayfayı çevirir, gözü bir dizeye takılır. Birden okumayı bırakır. Aynı cümleye bir kez daha döner, sonra bir kez daha. Çevresindeki uğultu uzaklaşır. Çünkü o birkaç kelimede, kimseye anlatamadığı bir özlemi ya da yıllardır içinde taşıdığı bir kırgınlığı görmüştür. Belki siz de yaşadınız bunu. Hiç tanımadığınız bir şairin dizelerinde kendinizi buldunuz mu? Birkaç kelime, uzun uzun anlatamadığınız bir duyguyu nasıl anlatabilir? Hiç bir şiirin sizi sizden daha iyi anladığını hissettiniz mi? İşte şiire sığınmak dediğimiz şey tam olarak bu andan başlar. Bazı dizeler yalnızca okunmaz. İnsan onları kendi hayatının bir parçası gibi taşır. İnsan Bazen Kendi Duygusunu Anlatacak Kelimeleri Bulamaz Duygularımızın hepsi cümleye dönüşmeye razı olmaz. Bir akşam mutfakta çay demlerken içinizi dolduran o tarifsiz ağırlığı, telefo...

Sessizliğin Dili: "Sen" Deyip Susmanın Anlamı

Telefonunda bir mesaj yazmaya başlayan birini düşünün. Ekranda yalnızca tek kelime var: "Sen..." İmleç yanıp söner. Parmaklar bir an havada kalır, sonra kelime harf harf silinir ve telefon ekranı kararır. Oysa o tek kelimenin arkasında anlatılacak koca bir yıl, belki bir ömür vardı. Sessizliğin dili tam da burada, yazılıp silinen o kelimede başlar. Hiç birine söyleyecek çok şeyiniz olduğu hâlde, yalnızca onun adını anıp sustuğunuz oldu mu? Bir Kelimenin İçine Sığan Koca Bir Hikâye Dilbilgisi kitaplarında "sen" sıradan bir zamirdir. Hayatta ise bazı insanlar için bu kelime sıradanlıktan çok uzaktır. Çünkü "sen" dediğimiz kişi, kalabalığın içinden ayrılıp hafızamızda kendine ayrı bir oda açmış olandır. O odada bir gülüş durur, bir yürüyüş biçimi, belirli bir saatte çalan bir telefon, birlikte sustuğumuz akşamlar. Kelime ağzımıza geldiğinde bu odanın kapısı kendiliğinden aralanır. Biz tek heceyi söylemişizdir ama içeriden bütün yaşananlar dışarı taş...

Sessizlik de Bir Cümledir: Hayatın En Gürültülü Anları

Bir akşam yemeği düşünün. Masada tabaklar dolaşıyor, biri gün içinde yaşadığı bir olayı anlatıyor, diğeri ona gülerek karşılık veriyor. Herkes konuşuyor. Yalnızca bir kişi, masanın ucunda, çatalını yavaşça çevirerek sessizce oturuyor. Bir şey söylemek istiyor aslında; cümle dilinin ucuna kadar geliyor, sonra geri dönüyor. Ya da telefonunu elinde tutan biri... Uzun bir mesaj yazmış, silmiş, yeniden yazmış, sonunda hiçbirini göndermemiş. Biz buna çoğu zaman "sessiz biri" deriz. Oysa sessizliğin anlamı her insanda, her anda bir başka şeye çıkar. İnsan sustuğunda gerçekten söyleyecek bir şeyi kalmamış mıdır, yoksa artık duyulacağına inanmıyor mudur? Hiç konuşacak çok şeyiniz olduğu hâlde tek kelime edemediğiniz oldu mu? Bu yazıda sessizliğin ardındaki duyguları, söylenemeyen sözlerin insanın içinde nasıl yer ettiğini ve bazen susmanın neden bir tercih, bazen neden bir yara olduğunu birlikte düşünelim. Sessizlik Her Zaman Susmak Anlamına Gelmez Aynı sessizlik, iki farklı...

Geceyi Sevenler Bilir: Her Yalnızlık Bir Şiir Taşır

Herkes uyumuştur. Evin içinde yalnızca saatin sesi duyulur. Bir bardak çay soğumaya başlamıştır. Telefonun ekranına bakılır ama yazılmak istenen mesaj bir türlü gönderilmez. İnsan o an, gün boyunca aklının bir köşesinde tuttuğu düşüncelerle baş başa kalır. Gece yalnızlığı dediğimiz şey çoğu zaman tam da bu sahnede başlar. Dışarıdan bakan biri orada yalnızca bir insanın oturduğunu görür. Oysa o masada gündüzün susturduğu ne çok ses vardır. Bazı geceler insan kendisine daha yakındır. Peki, bazı insanlar neden gecenin sessizliğini sever? Neden yalnızlık, kimi zaman insanın içinde bir şiir gibi büyür? Geceyi Sevenler Gerçekten Neyi Sever? Geceyi sevenler için mesele karanlık değildir. Sevilen şey, karanlığın getirdiği çekilmedir. Telefon sustuğunda, kapılar kapandığında ve kimseden cevap beklenmediğinde gündüzün telaşı da geri çekilir. Gece, insanlardan gelen beklentilerin bir süreliğine durduğu saatlerdir. Kimsenin bir şey sormadığı, kimseye bir şey açıklamak gerekmediği bu ar...