Akşamüstü telefonun ekranı yanar ve tanıdık bir isim görürsün. Parmakların klavyenin üstünde bekler. "Nasılsın?" yazarsın, silersin. Yeniden yazarsın, yine silersin. Sonunda telefonu ters çevirip masaya bırakırsın. Dışarıdan bakan hiçbir şey olmadığını sanır, oysa içeride koca bir konuşma yapılmıştır. Yalnızca kimse duymamıştır.
Bazı özlemler böyledir. Eski bir fotoğrafın önünde biraz fazla oyalanırsın, yıllar önce birlikte yürüdüğün sokaktan bilerek geçersin, bir mesajı yazıp göndermeden kapatırsın. Bu sessizlik her zaman söyleyecek söz bulamamaktan gelmez. Bazen duygu kelimelerden büyüktür ve dile sığmadığı için içeride kalır. Bir sessizlik şiiri okurken insanın kendi iç sesini duymasının nedeni de budur. Şimdi sekiz dizelik kısacık bir şiire bakalım. Küçük görünür ama içinde uzun bir hikâye saklıdır.
Sessizlik Şiiri – Söylenemeyen Duyguların Dili
Sessizlik
Seni özledim demeden,
Gözlerimde yazdım her şeyi.
Elimde tutamadım zamanı,
Yüreğimde sakladım sevgiyi.Gittin, ama izin kaldı,
Her köşede bir hatıran.
Sustum, kelimeler yetmedi,
Sessizliğim en büyük çığlığım.
Şiir iki kıtadan oluşuyor ve ilk kıta ikincisine bir kapı gibi açılıyor. Birincisi içeride kalanı, ikincisi geride kalanı anlatıyor. Okuyucu şiirin sonunda ağır bir hüzünle karşılaşmıyor. Daha çok, uzun süredir taşıdığı bir şeyin birinin tarafından fark edildiğini hissediyor. Şiirin gücü de buradan geliyor. Kimseyi suçlamıyor, kimseden bir şey istemiyor, yalnızca olanı sade bir dille söylüyor.
Özlemi Söylemeden Anlatmak: Gözlerde Saklanan Duygular
Şiirin en dikkat çekici yanı, özlemin adını anarak başlaması ama onu söylemeyi reddetmesi. Şair özlediğini açıkça dile getirmiyor, her şeyi gözlerine yüklüyor. Gerçek hayatta da böyle olur. Sevdiğimiz kişi karşımıza çıktığında sesimiz sıradan bir şey söylerken bakışımız başka bir şey anlatır. Hatır sormak, hava durumundan söz etmek, "iyiyim, sen?" demek kolaydır. Ama gözler çoğu zaman bu rahat cümlelere eşlik etmez.
Sevgiyi içinde saklamakla onu ifade edememek aynı şey değildir. Saklayan kişi duyguyu bilerek korur, değerli bir şey gibi içinde taşır. İfade edemeyen kişi ise söylemek ister ama cesaret, zaman ya da uygun kelimeler eksiktir. Şiirdeki söz sahibi bu iki hâlin arasında duruyor. Belki bu yüzden birçok okur kendini onda bulur. Hepimiz hayatımızın bir döneminde, söylemediğimiz bir cümlenin sessiz bekçisi olmuşuzdur.
Geçen Zaman ve Geriye Dönmeyen Anılar
Şiirde zaman, elle tutulmaya çalışılıp kaçan bir şey olarak geçiyor. Bu, hepimizin tanıdığı bir çaresizlik. Yaşadığımız anların değerini çoğu zaman o anlar geçtikten sonra anlarız. Bir sofranın kalabalığı, bir yolculuğun sıradan konuşmaları, bir telefon görüşmesinin ucu bucağı belirsiz uzunluğu ancak yokluklarında ağırlık kazanır.
Geçmişe duyulan özlem, bugünün duygularını da değiştirir. Dün yaşananlar artık sadece anı değil, bugünkü eksikliğin ölçüsü olur. Şiirdeki zaman imgesi ayrılığı bu yüzden derinleştiriyor. Mesele yalnızca bir kişinin gitmesi değil, o kişiyle birlikte yaşanabilecek zamanın da sona ermesi. Elimizden kayıp giden şey bir insan olduğu kadar, bir "birlikte" ihtimalidir.
Giden İnsan Gider, Ama Bıraktığı İzler Kalır
Ayrılıktan sonra insan en çok küçük şeylerle karşılaşır. Bir şarkının ilk notası, bir kafenin köşedeki masası, eski bir ceketin cebinde unutulmuş bir not, hatta birinin çay içerken yaptığı bir alışkanlık başkasında görüldüğünde bile geçmiş hızla geri gelir. Hatıralar büyük olaylardan çok, bu sıradan ayrıntılarda yaşar. Şiirdeki "her köşede bir hatıra" duygusu da buna işaret ediyor.
Fiziksel yokluk ile duygusal varlık birbirinden farklı şeylerdir. Biri odadan çıkabilir ama aklımızdan, alışkanlıklarımızdan ve bakışımızdan çıkmak çok daha uzun sürer. Bu, her zaman acı veren bir şey olmak zorunda değil. Bazen gidenin bıraktığı izler, bize onun hayatımıza ne kadar dokunduğunu hatırlatan sessiz tanıklardır.
Sessizlik Nasıl En Büyük Çığlığa Dönüşür?
Şiirin en güçlü düşüncesi, son dizede toplanıyor: Sessizlik, çığlığın karşıtı gibi görünür ama burada onun en yoğun hâline dönüşür. Çığlık dışarıya yönelir ve duyulmak ister. Sessizlik ise içeriye doğru büyür. Söylenemeyen her kelime, bastırılan her duygu, içeride biraz daha yer kaplar. Dışarıdan sakin görünen biri, içinde fırtınalarla yaşıyor olabilir.
İnsanlar en derin acılarını çoğu zaman anlatamaz, çünkü anlatılan şey küçülür gibi gelir. Kelimeler yetmez, yanlış anlaşılmaktan korkulur, bazen de acıyı paylaşmak onu gerçek kılacakmış gibi hissedilir. İçinde biriken duyguların güçlü bir ifadeye dönüştüğü başka bir örnek için Sussun Herkes Şiiri yazımıza da göz atabilirsiniz. Orada da söylenemeyenin ağırlığı, bambaşka bir sesle karşımıza çıkıyor.
Kısa Bir Şiir Neden Bu Kadar Derin Hissettirebilir?
Sekiz dize, birkaç dakikada okunur. Peki neden bu kadar uzun süre içimizde kalır? Cevabın bir kısmı sadeliktedir. Şiirde süslü sözcükler ya da karmaşık benzetmeler yok. Göz, zaman, yürek, iz ve hatıra gibi hepimizin gündelik hayatta kullandığı kelimeler var. Bu yüzden şiir ilk okumada anlaşılır, ikinci okumada ise derinleşir.
Kısa dizelerin ritmi de duyguya hizmet ediyor. Cümleler kesik kesik ilerliyor, tıpkı kelimeleri toparlamaya çalışan birinin konuşması gibi. İmgelerin her birinin işlevi var: gözler söylenemeyeni taşıyor, zaman kaçıp giden şeyi, yürek saklananı, iz ve hatıra kalanı, sessizlik ise bütün bunların toplamını temsil ediyor. Az sözcük, doğru yere konduğunda uzun bir hikâyeyi anlatabiliyor.
Bazı Duyguların İyileşmesi İçin Yeniden Başlamak Gerekir
Özlem insan hayatında kaçınılmaz bir yer tutar. Sevdiğimiz, değer verdiğimiz kimseler olduğu sürece özlemek de olacaktır. Önemli olan, hatıraları taşımakla geçmişte yaşamaya devam etmek arasındaki farkı görebilmektir. Hatıra, yanımızda taşıdığımız bir değerdir. Geçmişe sıkışıp kalmak ise bugünü yaşamamak demektir.
İnsan, düşündüğünden daha güçlü bir varlıktır. Acının en yoğun olduğu günlerde bile bir gün yeniden güleceğini, yeniden bir sabaha umutla uyanacağını hayal edemeyebilir. Oysa zaman, yaraları kapatmasa da onlarla yaşamayı öğretir. Geçmişin acısına rağmen yeniden başlayabilmek üzerine yazılmış Öldüğünü Sandığın Gün Tekrar Dirileceksin Şiiri bu umudu güçlü bir dille anlatıyor. İyileşmek bazen unutmak değil, hatırlayarak yürümeye devam etmektir.
Sonuç – Bazı İnsanlar Gider, Sessizlikleri Kalır
Bu sessizlik şiiri, kısa olmasına rağmen hepimizin içinden geçen bir gerçeği söylüyor. Her sessizliğin ardında anlatılmamış bir hikâye olabilir. Kimi zaman bir bakış, kimi zaman bir geç gelen cevap, kimi zaman da hiç gönderilmemiş bir mesaj, bu hikâyenin tek kanıtıdır. Giden insan gider ama bıraktığı izler, sustuğumuz sözler ve gözlerimizde taşıdığımız özlem bizimle yaşamaya devam eder.
Belki bugün telefonu elinize alıp bir ismi uzun uzun izleyeceksiniz. Belki eski bir sokaktan geçerken adımlarınız yavaşlayacak. Böyle anlarda kendinize kızmayın. Özlemek, sevginin sessiz hâlidir ve bunu hissetmek insan olmanın bir parçasıdır.
Şimdi sizi dinlemek isterim: Sizin de hiç söyleyemediğiniz için içinizde sakladığınız bir özleminiz oldu mu?

Yorumlar
Yorum Gönder